“İnanç” kelimesi ne yazık ki insanların büyük çoğunluğu için gerçek anlamını yansıtmaktan çok uzak kalıyor. Oysa ki insanların tanrısallığının önemli bir parçası olan inancın önemi toplum tarafından anlaşılsa, beraberinde çok köklü bir değişimin geleceği açıkça görünüyor.
İnanmak neden bu kadar önemli?
Epignetik biliminin incelediği konulardan biri de çevremiz ve yaşam tarzımızın genlerimizi nasıl etkilediğidir. Hücrelerimizin yapıtaşı olan DNA’nın dinamik olduğu günümüzde bilinmektedir. DNA çevresel faktörlerden etkilenmekte ve bu nedenle değişmektedir.
Şifacı serisinin yazarı Dr. Adam Mcleod bu konuyu oldukça basit bir örnekle anlatıyor. Diyelim ki beş kişi bir trafik kazasına tanık olsun. Daha sonra olay yerine gelen polis bu beş kişiden kazayı anlatmasını istesin. Çarpıcı bir şekilde beş ifade önemli farklılıklar gösterecektir. Çünkü her birimizin gerçeklik filtreleri farklıdır. Bu kişilerden biri araçların hızına yoğunlaşırken, bir diğeri o sırada kazayı etkileyen ortam koşullarına yoğunlaşabilir. Hatta bir başkası kazayı basit bir trafik kazası olarak görürken, diğeri korkunç bir kaza olarak yorumlayabilir.
Peki bütün bu yorumlar neden farklıdır? Çünkü hepimiz farklı ortamlarda, farklı kültürel gruplarda, farklı etkinliklerle, farklı önceliklerle, farklı ailelerle büyüdük. Bu listeyi uzatmak tahmin edebileceğiniz gibi mümkündür. Her birimiz bütün bu nedenlerle zaman içinde bir takım inançlar geliştirdik. Hepimiz dış dünyayı, yani gerçekliği farklı algılarız ve bu nedenle hepimiz eşsiz bireyleriz. Dolayısı ile çevre kavramı her birimiz için farklıdır.
İlk bilgiye, yani çevrenin DNA’yı değiştirmesine dönersek ve çevre aslında bizim gerçeklik algımızdan ibaretse, o zaman inançlarımızı değiştirdiğimizde dünyayı algılayışımız da doğrudan değişecektir. Sonuç olarak inançlarımızı değiştirirsek DNA’mızı da değiştiririz.
İnanmanın sağlığımızı nasıl etkileyebileceğini görebiliyor musunuz?
Örneğin sağlığımızı ele alalım. Diyelim inançlarımızı değiştirdik, dolayısı ile çevremizi ve buna bağlı olarak hücrelerimizin temel taşını değiştirdik. Bu şu anlama gelir. Eğer bir hastalığımız varsa artık bedenimiz o hastalıkla çok daha efektif olarak başa çıkabilir. Eğer hasta değilsek bir çok hastalığın bizi etkileme olasılığını düşürmüş, hatta tamamen ortadan kaldırmış oluruz. Bildiğiniz gibi sağlık insanın birinci önceliğidir. Her şeyin başında, bütün hedeflerimizin önünde sağlıklı bir bedene, yüksek enerjiye ihtiyaç duyarız. Dolayısı ile sadece inançlarımızı değiştirerek sağlıklı yaşamak mümkündür.
Peki inanarak nasıl yaratırız? İçimizdeki tanrısallığı nasıl ortaya çıkarırız?
Kuantum fiziğinin keşfinden sonra bilim ve spiritualism arasında kelimenin tam anlamı ile güçlü bir bağ kurulmuştur ve bu bağ günden güne daha da güçlenmektedir. Günümüzde spiritualism ile ilgili konuları kuantum fiziğinin teorilerini kullanarak açıklayan bir çok kitap bulunmaktadır. Başka bir deyişle bilim ve ruhsallık arasındaki duvar giderek zayıflamaktadır.
Kuantum fiziğinde sonsuz olasılıktan bahsedilir. Evrende sonsuz olasılık bizi beklemektedir. Güzel haber şudur ki bu olasılıklar üzerinde kontrol sahibiyiz.
Geleceğimizle ilgili kontrolümüzün nasıl gerçekleştiğini anlatmadan önce başka bir konuda bilgi vermem gerekiyor. Evrendeki her şey titreşir. Bilim bunu keşfetmeden yaklaşık beş bin yıl önce hermetik felsefenin titreşim yasası bu konuda insanları bilgilendirmişti. Ancak bu konu keşfedilene kadar insanlar için saçmalıktan ibaretti.
İnsan bedeni de belli bir frekansta titreşir. Aklımızdan geçen düşüncelere, o anki hislerimize, inançlarımıza, içsel mutluluğumuz ve huzurumuza göre farklı frekanslarda titreşebiliriz. Her şeyin kendine özgü bir titreşim frekansı vardır. Örneğin bakteriler, ağaçlar, hayvanlar, kayalar, çevremizi saran gerçeklikteki her şey farklı frekanslarda titreşir. Buradaki önemli bilgi ise şudur. Benzer frekanslar benzer frekansları çeker.
Öyleyse başımıza geleceklerin kontrolü en basit şekilde hangi frekansta titreştiğimize, aklımızdan geçen düşüncelerin, inançlarımızın titreşimine bağlıdır. Bütün gerçekliğimizi biz yaratıyoruz ve bu yaratımı da bu şekilde yapıyoruz.
Kuantum fiziği üzerinden sizleri detaya boğmak istemiyorum ancak daha iyi anlayabilmeniz için dolanıklık konusunu bilmeniz gerekiyor. Kuantum fiziğinde iki benzer parçacık birbiri ile dolanıksa mesafenin hiç bir önemi kalmaz. Mesafeden bağımsız olarak birinde oluşan davranış diğerinde de oluşur. Örneğin biri ısındığında diğeri de aynı derecede ısınır. Biri bir yönde döndüğünde diğeri de aynı yönde döner.
Ayrıca kuantum fiziğinde zaman hayatımızda deneyimlediğimiz gibi çizgisel değildir. Her şey üst üstedir aynı anda yaşanır. Zamanın varlığı bizim üç boyutlu gerçekliğimiz için geçerlidir.
Başka bir bilgi de kalbin manyetik alanının beyinde oluşan düşünceler sonucunda ortaya çıkan alandan beş bin kat daha güçlü olduğunun ölçümüdür. Bu da demektir ki inanmak düşünmekten beş bin kat daha güçlüdür.
Dolayısı ile sadece inanarak bizi bekleyen sonsuz olasılıktan istediğimiz bir olasılığı var edebiliriz. İnanmak titreşimimizi değiştirir ve istediğimiz olasılığı kendimize çekmeye başlarız. Aslında her şeyin “anda” gerçekleştiği bilgisini de eklediğimizde o olasılığı inandığımız anda yaratmış oluruz. O olasılık artık geleceğimizde var olmuştur. Buradaki sistemin güzelliği ise şudur; isteğimize doğrusal akan zaman kavramımız içinde, hemen sahip olmayız. Bu da isteklerimizi gözden geçirip değiştirmemize olanak verir. Eğer kendimizden emin bir şekilde inanmaya devam edersek inandığımız şey her ne ise mutlaka hayatımızda var olacaktır.
Fark ettiyseniz üzerinde konuşulması gereken bir de tehlike var. O da siz farkında olun ya da olmayın aklınızdan geçenleri çekiyorsunuz. Bu nedenle farkındalığınızı arttırmalı ve hayatınızın kontrolünü elinize almalısınız.
İnanın ve hayatınız değişsin!
