Kendinizi kontrol edebilmek için düşüncelerinizi kontrol edin

Kendinizi kontrol edebilmek için düşüncelerinizi kontrol edin

Hepimiz düşünürüz. Bunda hiçbir sorun yoktur. Düşünmek insan olmanın normalidir. Peki düşüncelerimiz üzerinde ne kadar kontrol sahibiyiz? İşte sorulması gereken soru budur. İç sesimiz bizi yeyip bitirirken biz bunun ne kadar farkındayız?

Duş alırken, uykuya dalarken, yürürken, çalışırken, yemek yerken, bir şeyler izlerken sürekli iç sesimizi dinlemek zorunda kalırız. Bu örnekleri o kadar çoğaltabiliriz ki, neredeyse uyanık olduğumuz zamanın hepsi iç sesimizin bizimle konuşmasıyla geçer.

Peki bu iç ses bize neler söyler? İşte gerçek sorun burada başlar. İç sesimiz çoğu zaman bizi yargılar, azarlar, aşağılar, kızar, utandırır. Kısaca iç sesimiz bize en azılı düşman figüründen daha fazla zarar verir. Peki bunun farkında mıyız? Ne yazık ki hiç değiliz.

Düşüncelerimizin farkına nasıl varırız?

Eckhart Tolle’nin “Şimdinin Gücü” adlı kitabında tavsiye ettiği çok yararlı bir uygulamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazar bizlere bir gün boyunca hiçbir müdahalede bulunmadan kendimizi gözlemlememizi önerir. Sanki dışarıdan bir göz gibi kendimize bakmamızı, aklımızdan geçen düşüncelere tanık olmamızı ve bu düşüncelerin neye benzediğini, yoğunlukla ne tip düşüncelerin zihnimizi işgal ettiğini görmemizi önerir. Bu uygulama benim için başarıyla sonuç vermiştir. Şimdi sizle kendi deneyimimi paylaşmak istiyorum.

Uygulamaya başladıktan sonra şunu fark ettim ki, aklımdan geçen düşüncelerin çok büyük bir kısmı olumsuzluklardan oluşuyor. Sürekli geçmişe ya da geleceğe odaklandığımı, hemen hiç şimdide kalamadığımı fark ettim. İç sesim ya geçmişte yaşanan bir şeyleri bulup var gücüyle onlarla ilgili şikayet ediyor, ya da gelecekte yaşanabilecek olası felaket senaryolarına odaklanıp ardı arkası kesilmeksizin beni uyarıyor, azarlıyordu. Bir şeylerin yanlış olduğunu, o şeyleri değiştirmem gerektiğini kısa süre içinde anlamıştım. Burada özellikle “değiştirmek” kelimesini kullanıyorum. Çünkü o zamanlar işin sırrının “dönüştürmek” olduğunu bilmiyordum.

Dönüştürme ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak için “Olumlu bir hayat için kavramları dönüştürün,” adlı yazımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Kendinizi gözlemleyip değerlendirebilmenin püf noktası müdahalede bulunmamak, sadece izlemektir. Eğer bu tavsiyeyi uygularsanız sizler için de oldukça yararlı olacağını düşünüyorum.

Peki diyelim ki siz de ortada bir sorun olduğunu ve bir şeyler yapmanız gerektiğini fark ettiniz. O zaman neler yapabilirsiniz?

Öncelikle kendinize verdiğiniz zararın farkına varmalısınız. Bunun için sizlere Japon bilim adamı Masaru Emoto’nun su ile ilgili yaptığı çalışmadan bahsetmek istiyorum. Düşüncelerin ve niyetin suyu nasıl etkilediğini araştıran Emoto, su damlalarına farklı duygular yansıtarak onları gözlemledi. Sevgi ve şükranla yaklaşılan su damlası (buz formunda) en harika kristali oluştururken, nefretle yaklaşılan damlalardaki kristaller çok büyük bozulmalar gösterdiler. Yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte insan bedeninin ortalama yüzde yetmişinin su olduğunu göz önüne aldığımızda, olumsuz düşüncelerle kendimize bilmeden ne büyük zararlar verebildiğimizi umarım şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur.

Öncelikle bir alışkanlık haline gelene kadar üçüncü bir gözden düşüncelerinizi gözlemlemeyi sürdürmelisiniz. Aklınızdan olumsuz bir düşüncenin geçtiğini fark ettiğinizde ise o düşünce ile ilgilenmeyin. Mesela o anda ilginizi sizi mutlu edecek bir şeye kaydırabilirsiniz. Mucizevi bir şekilde olumsuz düşüncenin kaybolup gittiğini göreceksiniz. Şimdi siz bana “Peki mesela diyelim ki çok sevdiğim biri hasta ve onu kaybetmekten korkuyorum, ya da işime çok ihtiyacım var ve konumum hiç sağlam değil, o zaman bunları görmezden mi gelmeliyim?” diye sorabilirsiniz. Ben de size şunu sorarım “Korkunun ya da kaygının size ne faydası var? Korktuğunuz zaman ya da kaygılandığınızda ortaya sihirli bir çözüm mü çıkıyor?” Aksine farkında olmadan durumu daha da kötüleştiriyorsunuz.

Ben size sorunları görmezden gelin demiyorum. Sadece zihninizi olumsuzlukların işgalinden kurtaramazsanız çözüme o kadar uzak kalırsınız diyorum. Öncelikle şimdide kalmalısınız. Unutmayın, geçmiş geçmişte kaldı ve gelecek daha gelmedi. En azından üç boyutlu çizgisel zaman anlayışında bu böyle. Kuantum zamanda ise geçmiş de, gelecek de şimdide. O zaman her durumda şimdide kalmamız gerekiyor. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Olumsuz düşüncelerle her karşılaştığınızda onların yerine olumlu düşünceler koymaya çalışın. Örneğin az önceki sevdiğiniz birini kaybetme korkusunda kaybetmeye değil, kazanmaya odaklanın. O insanın hastalığı yerine sağlığına odaklanın. Böyle bir durumda karşınıza iki senaryo çıkar. Olumsuz senaryoda zaman içinde korktuğunuz kaybı yaşarsınız. Ancak şimdede kalırsanız o kişi ile geçirebileceğiniz kısıtlı ve değerli zamanı en olumlu şekilde kullanmış olursunuz. Bunun yerine korkularınıza yenik düşerseniz, olacak olan şey kalan kısıtlı zamanda iki tarafın da mutlak mutsuzluğudur. Emin olun bunu istemezsiniz. Diğer senaryoda ise kişi sağlığına kavuşur ve hastalık sürecinde yenik düştüğünüz korkularınız yüzünden boşu boşuna mutsuzluk yaratmış olursunuz. Ayrıca başka bir yönden bakarsak, siz korkarsanız, er ya da geç korkularınızla karşılaşmak zorunda kalırsınız. Çünkü insan olarak tekamül etmek ve o dersi öğrenmek zorundasınız.

Bu konu hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsanız “Okulu ne zaman fark edeceksiniz?” adlı yazımı okuyabilirsiniz.

Düşünceleri kontrol etmenin en etkili yollarından biri de meditasyon yapmaktır. İç sesinize maruz kalmadan geçecek zamanın ne kadar huzurlu olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? İşte meditasyon size bunu kazandırır. Ancak lütfen yanlış anlaşılmasın. Meditasyonun daha bir çok kazanımı vardır. Dolayısıyla hayatınıza bir çok fayda sağlar. O yüzden eğer meditasyona yabancı iseniz bu konu ile ilgili araştırma ve uygulama yapmanızı tavsiye ederim.

İç sesler neden olumsuzluğa meyillidir?

Peki sizi sürekli olumsuzluğa boğan iç sesiniz neden böyle davranır? Cevabı çok basittir. Çünkü Ego’nuz (sadece bir illüzyondan ibaret olan benlik duygunuz), kişiliğiniz kaostan beslenir. Her yaratılan olumsuzlukta egonuz konumunu daha da sağlamlaştırır. Şimdi size kötü haber, egonuz ne kadar güçlüyse o kadar kontrolü kaybedersiniz. Aslında bir bakıma, ya yazılımı egonuzdan ibaret olan bir robotsunuzdur, ya da ipleri egonuzun elinde olan bir kuklasınızdır.

İnsanlar ya da olaylar sizin izin verdiğiniz derecede size zarar verir. Örneğin size kötü söz söyleyen birini önemseyip ona agresif bir karşılık verirseniz, bunu bir puan savaşına çevirirseniz yine size kötü haber; bu savaşın bir kazananı olmaz. Çünkü her durumda sempatik sinir sisteminiz çalışacak, stres tavan yapacak ve vücudunuz bundan büyük zarar görecektir. Oysa her durumda sakinliğinizi korursanız zarar görmezsiniz. Sakin kaldığınızda yönetimde egonuz yoktur. Gerçek siz vardır. İpleriniz kimsenin elinde değildir. Her şey sizin elinizdedir.

Sakin kalabilmenin ilk aşaması ise düşüncelerinizin kontrolünü elinize alabilmenizdir.

Mutluluğunuzu hiçbir kişiye ya da duruma teslim etmeyin. Mutluluk sizin elinizde. Kontrolü elinize alın ve huzur dolu, harika bir hayat yaşayın!

Yorum bırakın