Toplum algısında kavramlarla ilgili bir karmaşa olduğunu düşünüyorum. Birbirine zıt gibi görünen kavramlar aslında aynı doğaya sahip olmalarına rağmen iki farklı şeymiş gibi ele alınırlar. Bu durumu anlamak için gelin Hermetik felsefenin bu konudaki yaklaşımına bir göz atalım.
Hermetik felsefenin kurucusu Hermes Trismegistus’un yaklaşık milattan önce beş bin yıllarında yaşadığı düşünülür. O zamanlar zümrüt tablete yazılmış olan yedi kozmik yasa, insanlık için gizem gibi görünen birçok konuyu aydınlatan içeriğe sahiptir. Zümrüt tabletin izi tarih içinde kaybolmuş olmakla birlikte, takipçileri tarafından korunarak günümüzde halen varlığını sürdürdüğü düşünülür. Konuyu uzatmadan yedi kozmik yasanın kutupluluk prensibine kısaca göz atalım.
Bu prensip bize aynı sınıftan iki zıt kutbun, iki karşıt ucun birbirlerine dönüştürülebileceğini söyler. Aslında bu kavramlar doğa bakımından aynı, derece bakımından farklıdır. İsterseniz şimdi prensip hakkında birkaç örnek verip konuyu açıklığa kavuşturalım.
Örneğin sıcak ve soğuğu ele alalım. Sıcak soğun zıttı, diğer uçtaki karşıtıdır. Bir termometreyi hayal ederek bunu daha iyi anlayabiliriz. Termometrede ısı arttığında ibrede bir yükselme görülür. Peki sıcak nerede başlar ve soğuk nerededir? Aslında gerçekte bunu söyleyemeyiz. Sadece karşılaştırarak bir sonuca varabiliriz. Örneğin 50 derece 30 dereceye göre daha sıcaktır ama 100 dereceye göre daha soğuktur. O zaman şöyle diyebiliriz. Her sıcak biraz soğuk, her soğuk da biraz sıcaktır.
Şimdi de korku ve cesareti ele alalım. Birbirine çok zıt gibi görünen bu iki kavram aslında aynı doğaya sahiptir. Bu da demektir ki, cesaretin olduğu yerde biraz korku, korkunun olduğu yerde de biraz cesaret vardır. Artık konuyu kavradığınızı düşünüyorum. Peki bu yaklaşım pratikte ne işimize yarar?
Diyelim ki korkularından kurtulmak isteyen biriyiz. Eğer yukarıda anlattığım bilgiye sahip değilsek korkularımızdan kurtulmak için çabalar dururuz. Ancak yapmamız gereken aslında çok basittir. İbreyi cesarete doğru kaydırmak. Biz cesaret gösterdikçe korkularımız doğal olarak azalacaktır.
Peki ya sevgi ve nefrete ne demeli? Eğer birinin içi nefret doluysa o zaman o kişinin içinde sevgi çok az miktardadır. Bizim o kişiye yardım edebilmek için yapmamız gereken ise nefreti hedef almak yerine, ibrenin sevgiye doğru kaymasını sağlamak olmalıdır.
Karanlığı sadece aydınlığı arttırarak azaltabiliriz. İyilikler arttıkça kötülükler azalır. Eğer konuyu tam olarak kavradıysanız, eminim siz de şu anda aklınızdan sayısız örnekler geçiriyorsunuz. Peki o zaman; şimdi size bir soru sormak istiyorum. Birine “Kendini değiştirmelisin,” demek ne kadar mantıklı? Aslında doğrusunun “Kendini dönüştürmelisin,” olması gerekmez mi? Değişim iki zıt kutup arasındaki dönüşümün ulaştığı noktadan başka bir şey değildir. Sıcak soğuğa dönüşmüştür ama ifade dilinde yerini şu anda olduğu hale (yani soğuğa) bıraktığı için sıcakla yer değiştirmiştir. Eğer fark ettiyseniz dil bu noktada yetersiz kalmaktadır ve konuyu tam olarak anlayabilmek için dilin ötesinde düşünmemiz gerekmektedir.
Eğer yazının bu noktasına kadar geldiyseniz ve hala okumaya devam ediyorsanız, artık hayatınızı kökten dönüştürebilecek bilgiye sahipsiniz demektir. Umarım üzerinde siz de kafa yorar ve harika bir geleceğin temellerini bu günden atarsınız.
Olumlu bir hayat için olumsuzlukları olumlu hallerine dönüştürmeniz dileğiyle…
