Günümüz modern tıbbına baktığımızda yoğun teknoloji kullanımını, devasa ilaç endüstrisini, cerrahi operasyonlardaki çığır açan gelişmeleri görebiliriz. Her an dünya üzerindeki milyarlarca insan modern tıptan fayda sağlamaktadır. Yüksek teknolojiye sahip görüntüleme yöntemleri sayesinde hem teşhis, hem de tedavinin başarısı artmaktadır. Günümüz sağlık sektörünü yüz sene öncesiyle kıyasladığımızda adeta bir bilim-kurgu filminin canlı şahitleri konumundayız.
Modern tıp, gelişiminden bu güne insanı mekanik bir değerlendirmeyle ele almaktadır. Başka bir deyişle insan, makineye benzetilmekte, her bir parçası ayrı ayrı incelenmekte, işlevleri tanımlanmakta ve bu parçaların bilinen bozuklukları üzerine tedavi yöntemleri geliştirilmektedir. Sayısız hayatı bu bakış açısıyla kurtaran modern tıp, insana yaklaşımını günümüzde yavaş yavaş sorgulamaya başlamaktadır. Holistik tıp dediğimiz bütünsel yaklaşım, yani zihin ve beden bütünlüğü konuşulmaya, hastayı tüm yönleriyle bir bütün olarak ele almak tartışılmaya başlanmıştır.
İnsana mekanik olarak yaklaşıldığında ve parçalar üzerinden tedaviler tanımlandığında, çoğu zaman ortaya şöyle bir sorun çıkmaktadır; bir parça tedavi edilirken diğer parça bozulmaktadır. Bir yerin tedavisi için kullanılan ilaç başka olası bölgelerde sorunlara neden olmaktadır. Mekanik bakış açısı üzerinden başka bir örnek de şu şekilde olabilir; bedenin bir bölgesinde sorun teşhis edilir, tedavi uygulanmaya başlanır. Ancak aslında o sorunu yaratan bedenin bambaşka bölgesindeki bir problemdir. Kökteki sorun göz ardı edildiği için tedavi başarılı gibi görülebilir, ancak hastalığın tekrarlaması çok olasıdır.
Günümüz modern tıp teorisinin başka bir sorunu da, zihinsel durumu neredeyse tamamen yok saymasıdır. Örneğin tüm hastalıkları bilinçaltı kodlarının yarattığı yaklaşımını modern tıp kabul etmez.
Üstüne üstlük doktorlar, hastaların çok büyük bir çoğunluğu tarafından neredeyse tanrısallaştırılmaktadır. Onların ağzından çıkan her şey mutlak doğru olarak kabul edilmektedir. “3 aylık ömrün kaldı!” sözünün üzerine hastanın olası yaklaşımı “Peki o zaman, ölüm hazırlıklarına başlayayım,” olmaktadır. Ya da doktor “Ömür boyu şu ilacı kullanmak zorundasın,” dediğinde, hasta “Peki o zaman, madem öyle, kullanalım,” şeklinde bir duygu haline girmektedir. Tabii ki doktorlar bu ve buna benzer yorumları eğitimlerinin kendilerine çizdiği sınırlar ve tecrübeleri doğrultusunda yapmaktadır. Ancak burada şu soruyu gündeme getirebiliriz “İnsan sağlığı sadece doktorlara ve onların söylediklerine mi tapulanmıştır?”
Cerrahi yöntemler açısından modern tıp her gün mucizeler yaratmaktadır. Ancak hastalıkların ilaçlarla tedavisi konusunda bunu söylemek pek de kolay değildir. Çünkü hastalıkların büyük bölümü ilaçlarla tedaviden uzak olup, sadece kontrol altına almak, baskılamak amacıyla ilaç kullanımı gerçekleşmektedir. İlaç endüstrisi açısından baktığınızda bu durumun ne kadar karlı olduğunu görebiliyor musunuz? Tansiyonun mu var? O zaman sürekli bu ilacı kullanacaksın. Şeker hastası mısın? O zaman sana yazılan reçeteye ömür boyu uymalısın. Hastalıkların büyük çoğunluğunda durum ne yazık ki böyledir.
Şimdi gelelim alternatif tıp olarak bilinen yöntemlere. Binlerce yıllık birikime sahip bilgilerden yeni çıkan tekniklere kadar bir çok yöntem bu guruba girmektedir. Şamanlık, Reiki, Thetahealing, Kozmik Enerji, Bioenerji, Naturopati, Hipnoz, Akupunktur ve daha niceleri bu yöntemlere örnek olarak verilebilir. Alternatif yöntemlerin bir kısmı insanı bir enerji varlık olarak ele alır ve bu enerji üzerinden tedavi çalışmaları yapar. Bazı yöntemlerde doğal bitkiler ve bunların karışımları yoğun olarak kullanılır. Bazıları başka boyutlarla (örneğin ruhlar alemi) çalışarak iyileşme sağlamaya çalışırlar. Her disiplin kendine has doğrulara ve metotlara sahiptir.
Pratik ne olursa olsun insan bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Bizler, evrendeki her şey gibi, en küçük yapıtaşı düzeyinde sürekli titreşen varlıklarız. Hastalığı yaratan da titreşim ve dönüştürülmesi gereken de yine bu titreşimdir. Yöntem ne olursa olsun aslında temel olan bu titreşimin dönüşümüdür. Buna örnek vermek gerekirse; hastalığı yaratan bir bilinçaltı kod olabilir. Bu bilinçaltı kodu bulup yenisiyle, pozitifiyle değiştirdiğimizde, aslında o kodun yarattığı titreşimi değiştirmiş oluruz. Aynı hastalık için uygulayabileceğimiz olası bir bitkisel bir tedavi de yine o titreşimi değiştirir ve bu sayede, aslında o bahsettiğimiz bilinçaltı kodu da temizler. Yöntemler arasında zaman farklılıkları olabilir. Örneğin bitkisel tedavi ile iyileşme konusunda daha uzun zamana ihtiyaç duyulurken, örneğin Thetahealing ile otuz saniyede iyileşmeler mümkün olabilmektedir.
Alternatif tıp alanında imkansız yoktur. Belki ulaşılamayan bilgi olabilir (örneğin her hastalığın titreşimini değiştiren bir ya da daha fazla bitki doğada bulunmaktadır ama belki ilgili bitkinin bilgisine sahip olunmayabilir). Ama iyileşmek, hangi hastalık olursa olsun mümkündür. İyileşmeyi etkileyen birçok sınırlayıcı faktör bulunmakla birlikte (hastanın şifayı almasına neden olan blokajlar örnek olarak verilebilir) bu yaklaşım modern tıbbın veremediği bir umuttur.
Dünya çapında yüz binlerce insan alternatif tıp disiplinleri ile ilgilenmekte, bir çok mucizevi tedavi bu yöntemlerle gerçekleşmektedir. Gelişmiş ülkelerde modern tıpla beraber aktif olarak kullanılan ve ülke yöneticileri tarafından desteklenen bir çok alternatif tıp disiplini bulunmaktadır.
Alternatif tıpla ilgili en genel sorun yetkinliğin ölçülmesidir. Bunun için genel bir ölçüt olmadığından (Naturopatiyi ayrı tutuyorum. Çünkü yurt dışında Naturopat doktorlar yetiştiren okullar var ve bu doktorlar da ilaç yazma yetkisine sahipler) ortaya güvenilirlik gibi koca bir sorun çıkıyor. Bu nedenle şifacılık, suistimale çok açık bir uygulama alanı olarak bir çok soru işaretini üzerinde barındırıyor. Farklı disiplinlerin kendi içlerinde farklı yetkinlik ölçümleri olsa da, yine de bir üniversite diplomasının saygınlığına sahip olmaları ne yazık ki daha uzak görünüyor. Ancak yine de bütün bunlar, alternatif tıp teknikleri uygulayan bir şifacıya güvenilmeyeceği anlamına gelmiyor. Daha önce de söylediğim gibi, dünyada bu işi içtenlikle yapan, her an büyük faydalar yaratan yüz binlerce insan var. Yakın gelecekte, alternatif tıp hak ettiği konuma geldiğinde yetkinlik konusunun gerçek anlamda gündeme geleceğini ve buna kökten bir çözüm bulunacağına inanıyorum. Zira koçluk konusu da benzer bir konu ve bugün itibariyle bu sorunu nispeten aşmış bir meslek dalı olarak görüyoruz.
Son olarak sağlığın geleceği ile ilgili kişisel yorumumu sizlerle paylaşmak istiyorum. İnsan en hızlı şekilde holistik, yani bir bütün olarak ele alınmalıdır. Zihin ve beden birbirinden ayrı parçalar değil, aksine bir bütünün birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Kendisi de bir alternatif tıp uygulayıcısı olarak hayalim, yakın gelecekte modern tıp ve alternatif tıbbın beraber, bir ahenk içinde çalışması; insanlar için maksimum faydayı sağlamasıdır. Tedavisi imkansız diye bir hastalık yoktur. Her iki sağlık uzmanlığı açısından da aslında durum böyledir. Sadece modern tıp için daha tedavisi bulunmamış hastalıklar, tedavisi mümkün olmayan hastalıklar kategorisine girmektedir. Ancak alternatif tıp, her hastalığa çare imkanı veren uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan her açıdan bir bütün olarak değerlendirildiğinde, egolar ortadan kalkıp faydaya odaklanıldığında çok daha sağlıklı bir geleceğin bizleri beklediğine inanıyorum.
