Bilinç seviyeniz arttıkça, yüksek bilinç seviyelerine yolculuğunuz ilerledikçe ya da başka bir deyişle titreşiminiz yükseldikçe daha önce ait olduğunuz çevreye karşı kaçınılmaz bir yabancılaşma yaşayacaksınız. Eskiden sizi gülümseten espriler ya da eskiden size iyi hissettiren yerler artık anlamını kısmen yitirecek. Eminim bu yazıyı okuyan bir çoğunuz ne demek istediğimi gayet iyi anlıyorsunuz. Dönüşüm geçiren her insan bu duyguya ister istemez aşinadır.
Peki neden bu yabancılaşmayı yaşarız? İlk olarak, önceki yazılarımda sayısız yerde ifade ettiğim kavramı hatırlayalım. Rhonda Byrne bunu “Çekim Yasası” olarak adlandırır ancak bu kavram birçok spiritüel öğretide, birçok farklı şekilde ifade edilmiştir ve edilmektedir. Bize söylediği şey ise şudur; benzer benzeri çeker ve dolayısı ile zıtlar birbirini iter. Bu kavramı bir mıknatıs metaforu olarak düşündüğümüzde, kendi frekansımızla benzer şekilde titreşen kişileri ve olayları kendimize çekeriz. Yani demek oluyor ki; bilinç seviyeniz yükseldikçe titreşiminiz değişecek, geçmişte çok önemsediğiniz şeyler anlamlarını yitirecek ve yeni bir anlayışın kapıları açılacak. Bambaşka bir siz kabuğundan çıkacak. Hem eski siz olacaksınız, hem de hiç olmayacaksınız.
Yüksek bilinç seviyelerine yolculuğunuz devam ettikçe hayatı daha tanrısal gözlerle görüp adım adım koşulsuz sevgiye doğru yaklaşacaksınız ve yabancılaştığınız şeylere bir anlamda yakınlaşacaksınız; ama daha önce deneyimlemediğiniz şekilde. Kişiler ne derlerse desinler onlara karşı derin bir sevgi hissedecek, olaylar ne olursa olsun, siz büyük resmi görebildiğiniz için derin bir huzur hissedeceksiniz.
Anlattıklarıma burada bir örnek vermek istiyorum. Örneğin insanların kavga ettiğini gördüğümde çok garipsiyorum. Eskiden bu durumu normal, hayatın bir parçası olarak değerlendirsem de, geçirdiğim dönüşümün ardından kavgaya bakışım çok değişti. Kavga eden insanları gözlemlediğimde aslında tam olarak şunu görüyorum. Amaçsız bir adrenalin artışı, bedenlerin strese teslim olması, yine amaçsız bir mücadele, kaçınılmaz bir yıkım, kendilerine ve çevrelerine verilen zarar. Amaçsız diyorum; çünkü bir insan izin vermediği sürece kimse ona duygusal olarak zarar veremez. Kavga da duygusal dengesizliklerin yarattığı, başka bir deyişle EGO‘nun kişinin kontrolünü tamamen teslim almasıyla oluşan bir durumdur. Kişiler bir başarım için çatışma haline girerler, ikilik ortaya çıkar. Oysa kavga hiçbir şeye çözüm değildir, hiçbir zaman da olmadı. Bütün bunların yanında, kavga eden o tanıdığım ya da tanımadığım insanların kardeşim olduğunu, ben olduğunu, benim ait olduğum birin parçası olduklarını derinden hissediyorum. Bu hissi şefkat takip ediyor. İçimden onlara, böyle ilkel bir yol dışında kendilerini ifade edebilecekleri başka bir yol bulmaları için başarılar diliyorum. Kendi yolculuklarında öğrenmeleri gereken, ruhlarının tekamülün bir sonraki aşamasına geçebilmesiyle ilgili ihtiyaçları olan dersi öğrenmeleri için başarılar diliyorum. İşte ben, kavga eden iki insana ya da insanlara baktığımda bunları görüyorum. Hem onlara yabancılaşıyorum; hem de onlarla bir oluyorum.
Tekamül yolculuğunda her şeyin değeri değişecek, her şey değerlenecek. Yabancılaşma eskilerin değerini azaltmayacak, aksine arttıracak. Çünkü onlar bugünkü sizi, bugünkü ruhsal ilerleyişi yarattılar. Bu bilinç yabancılaştığınız şeylerle sizi daha da yakınlaştıracak. Onlara saygı duyup teşekkür edeceksiniz. Geçmişte size zarar verdiğine inandığınız her şey hep bir nedenden dolayı hayatınızdaydılar. Size öğretmen oldular ve ileri taşıdılar. Siz bilinçli olarak tabii ki onları, tabii ki acı çekmeyi tercih etmediniz; peki ya ruhunuz? Onun seçimleriyle ilgili de bu kadar net olabilir misiniz? Unutmayın, siz aslında özünüzün içinde bulunduğu kabuğun büründüğü bir illüzyonsunuz. Siz derken tabii ki EGO‘nuzu, siz sandığınız ama sizle ilgisi olmayan benliğinizi kast ediyorum.
Tekamül ve yabancılaşmanın ne kadar birbiriyle iç içe olduklarını, nasıl birbirlerine hizmet ettiklerini görebiliyor musunuz? Tekamül hem yabancılaşmayı yaratan, hem de onu sonlandırandır. Çünkü tekamül bire doğru uzun bir yolculuktur ve bire yaklaştıkça ikilikler azalacak, sonunda geri gelmemek üzere yok olacaklardır. O zaman geriye ne yabancılaşma kalacak, ne başka bir zıtlık. Her şey sadece saf bilinç; evreni, evrenleri yaratan, sizi yaratan, siz olan, o olduğunuz saf bilinç olacak. Ben buna inanıyorum, bunu hissediyorum. Bu satırların boşuna bilinçaltımdan zıplarcasına kalemimden dökülmediğini, bir amaca hizmet ettiklerini biliyorum. Hem benim yazdığımı, hem de O‘nun bana bunları yazdırdığını biliyorum.
Kendi içsel yolculuğunuzda her birinize ayrı ayrı, içtenlikle başarılar dilerim. Sevgiyle kalın.
