Yaratım Nedir?

Öncelikle bu yazıyı yazmamın temel nedeni, birçok yazımın ve birçok ruhsal konunun bu kavramla ilişkili olması. İnsanlar yaratımdan bahsedildiğinde çoğu zaman kafa karışıklığı yaşıyor. Amacım bu kafa karışıklığını bir nebze olsun gidermek. Hadi başlayalım.

İnsanlık yüzyıllardır yaratmayı Allah’a, Tanrı’ya ya da adına ne derseniz deyin, Var Olan Her Şeyin Yaratıcısı’na atfediyor. Tabii ki tüm kainatı yaratan, bir çok faklı isimle anılan o saf bilinçtir. Bunda hiçbir sorun yok. Ancak sorun şurada başlıyor. Eğer her şey birbirine bağlıysa, her şey aynı bütünün parçası ve o bütünle birse, insanlık özünde tüm kainatla birse, o zaman o “Bir“in özelliklerini taşımaz mı? Eğer Yaratan’ın bizi yarattığına inanıyorsak ve dolayısıyla onun çocuklarıysak, o zaman ebeveynin sureti olmamız gerekmez mi? İşte bu noktadan baktığınızda, bizler saf bilincin hem parçası, hem de “O”yuz. Bizler hem Yaratıcı’nın çocukları, hem de Yaratıcı’nın yansımalarıyız.

Ben hiçbir şeyin yoktan var olduğuna inanmıyorum. Zaten var olanın hayat bulduğuna inanıyorum. Yaratımın başlangıcının bile böyle olduğuna inanıyorum. Kuantum fiziğinde sonsuz olasılıklı kuantum dalga fonksiyonundan bahsedilir. Aslında yaratım enerjisi, içinde sonsuz olasılık barındırır ve madde olarak ortaya çıkmadan önce yaratımın bütün olasılıklarına sahiptir. İşte yaratımın başlangıcında da Yaratıcı, bu sonsuz olasılıklara sahip saf bilinç olarak, o olasılıklar arasından yaratarak kainata ve bize hayat verdi. Bu zamana kadar yaptığım fizik ve spiritualism incelemelerinde öğrendiklerimi benim zihnim böyle birleştiriyor. Bunları mutlak doğru olarak kabul etmeyin; sadece okuduktan sonra sezgisel olarak içinize dönün ve ne hissettiğinize bakın. Belki siz, bugün ya da bir gün bu teoriyi değiştirebilir ya da geliştirebilirsiniz.

Baird Spalding‘in “Ölümsüz Üstatların Yaşam ve Öğretisi” adlı muhteşem kitabında, Hz. İsa’nın aslında insanlara Mesih bilincini anlatmaya çalıştığından, ama insanların bu bilinci anlamayı başaramadığından bahsedilir. Yani insanlar ideali idealleştirmek yerine kişiyi idealleştirmişlerdir. Mesih bilinci, yukarıda da bahsettiğim gibi, Yaratıcı’nın çocukları olduğumuz ve onun yeteneklerine vakıf olduğumuz gerçeğidir.

İnsan, doğuştan sahip olduğu potansiyeli açığa çıkarmak için bilincini genişletip, kendisi için tanımlanan ve kollektif bilinçte değişmez bir gerçekmiş gibi yer alan profilin dışına çıkmalıdır. Her olasılığın gerçek olma, hayat bulma düşüncesine kendimizi açtığımız zaman, bize dikte edilen bütün sınırlardan kurtuluruz. İşte ancak o zaman, gerçekten özümüzün gücünü, tanrısallığımızı kullanabilir hale geliriz.

Buraya kadar yazılan her şeyin doğru olduğu önermesinden yola çıkarsak; bizler, her anımızda, bilerek ya da bilmeyerek sürekli yaratıyoruz. Başımıza gelen her olay aslında bizlerin yaratımı ve ancak bu durumu görüp kabul ettiğimizde ipleri gerçekten elimize alabiliriz. Peki o zaman yaratım nasıl gerçekleşir? Süreç nasıl işler? Şimdi bu soruların cevaplarını inceleyelim.

İnsan için tanrısallığıyla bağ kurmasını, yaratım enerjisini kullanmasını sağlayan araç bilinçaltıdır. Bilinçaltı devasa bir alandır ve hayatta öğrendiğimiz, gerçek olarak kabul ettiğimiz ve inanca dönüştürdüğümüz her şey orada tutulur. Bilgisayar üzerinden verilebilecek bir örnekle, bilinçaltımız hayatımızı yaratan yazılımın bulunduğu yerdir. Oradaki inançlarımıza da programlar olarak bakabiliriz. Thetahealing felsefesi konuya bu şekilde yaklaşır.

İnsanlar günlerinin çok büyük bir kısmını adeta otomatik pilotta geçirirler. Hayat rutinleri, günlük aktivitelerinde o kadar büyük bir alan kaplar ki, anın farkında olmazlar. Bu nedenle zihin sadece bilinç düzeyinde çalışır ve bilinçaltına erişimin kapıları tamamen kapanır. Bilinçaltı erişiminin olmazsa olmazı, geçmişte ya da gelecekte yaşamayı bırakıp şimdide bulunmaktır. Meditasyon bu amaç için harika bir yöntemdir.

Doğrudan bilinçaltına erişmediğimiz zamanlarda da bilinçaltını programlayabiliriz. Bunun için en sık kullanılan yöntem olumlamalardır. Olumlu içeriğe sahip cümlelerin sık tekrarı, bilinçaltında bulunan o inançla ilgili programı değiştirir. Örneğin “Çok sağlıklıyım,” “Hayat harika,” “Ben başarılıyım,” “Bolluk bana rahatça gelir,” gibi sayısını istediğiniz kadar çoğaltabileceğiniz ifadeler sayesinde gereken değişiklik yaşanır.

Bilinçaltına erişimin anahtarı Teta beyin dalgalarıdır. Basitçe, rüya görürken beyinde oluşan Teta dalgalarına uyanıkken geçiş yapmak ve bu durumu korumak suretiyle bilinçaltının kapılarını açabiliriz. O noktada yaratımla ilgili her şey hızlanır. Hayatımızı kökünden değiştirecek olumlama, imgeleme, soru sorma gibi sayısız uygulamayı beyin Teta düzeyindeyken yaparsak, çok daha hızlı sonuçlar alabiliriz. Örneğin Thetahealing’de uygulayıcı gereken değişikliği yapmak için Teta beyin dalgalarını kullanır. Thetahealing ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için “Thetahealing’i Tanımak” adlı yazıma göz atabilirsiniz.

Hermetik Felsefe’nin Tekabül Prensibi “Yukarıdaki aşağıdaki gibidir, aşağıdaki yukarıdaki gibidir.” der. Bu söylem bize basitçe makro kozmos ve mikro kozmosun aslında aynı olduğunu söyler. Sizin dışınızdaki evrenle içinizdeki evren birbirinin karşılığı, yansımasıdır. Buradan baktığımızda bilinçaltınız yaratıcı enerjiye karşılık gelir ve onun yansımasıdır. Thetahealing’de Teta beyin dalgaları kullanılır ve bu sayede uygulayıcı kendini Yaratıcı ile aynı frekansa ayarlayıp onunla beraber çalışır. Teta beyin dalgaları ise bilinçaltına açılan kapıdır. Kavramların nasıl birbirleriyle bağlantılı olduğunu görebiliyor musunuz? Bu nedenle bilinçaltı ve Yaratıcı aslında birbirlerine karşılık gelir. Bilinçaltınıza içinizdeki Tanrı ya da Tanrısal bilinç diyebilirsiniz. Siz Yaratan’ın suretisiniz ve onun becerilerine doğuştan sahipsiniz. Bu paragraf “Bolluk Nasıl Yaratılır?” adlı yazımdan alıntıdır.

Şimdi de yaratımın gerçekleşmesiyle ilgili dinamikleri inceleyelim. Burada atomaltı dünyayı konu alan Kuantum fiziğinden bahsetmemiz gerekiyor. Kuantum fiziği “Işık dalga mıdır? Yoksa parçacık mı?” sorusundan çıkmıştır. O yıllarda bilimde Newton fiziğinin doğruları üzerinden “ya öyledir, ya da böyle,” şeklinde bir yaklaşım vardı. Bilim adamları “hem öyle, hem de böyle,” şeklinde bir açıklamaya açık değillerdi. Işığın dalga olduğunun ya da parçacık olduğunun ispatları ile ilgili girişimler sonuçsuz kalınca, bakış açısının değiştirilmesi gerektiği fark edildi. Işık hem dalga, hem de parçacıktı.

Dalga dediğimizde aklınıza enerji ve parçacık dediğimizde de aklınıza madde gelebilir. Yapılan deneylerde, ışığın bileşenleri olan fotonlar gözlemlendiğinde fark edildi ki, gözlemci deneyin sonucunu etkiliyordu. Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgiye ulaşmak istiyorsanız ünlü çift yarık deneyini araştırabilirsiniz.

Enerjinin maddeye dönüşmesi için öncelikle onun gözlemlenmesi gerekiyor. İnsan üzerinden baktığımızda ise niyete enerji diyebilirsiniz. Niyet ettiğinizde kuantum dalga fonksiyonunun içinde var olan sonsuz olasılıkla bağ kurarsınız. Ancak bu olasılıkların hayata geçmesi, yani fizik üzerinden baktığımızda maddeye dönüşmesi için gözlemlenmesi gerekir. Peki bunu nasıl yaparız? Şimdi de bunu anlatalım.

Öncelikle niyetimizin hayatımızda var olması için ona kalpten inanmamız gerekir. Niyeti var eden düşünce, eylemi yaratan ise inançtır. Burada “Peki ya gözlemlemek?” diye sorabilirsiniz. Bu işlemi de imgeleme ile yapıyoruz. Yani niyetimizi sanki gerçekmiş gibi, olabildiğince detaylı bir şekilde hayal ediyoruz. Burada duyuları da devreye sokmanızı tavsiye ediyorum. Her ne hayal ediyorsanız edin, beş duyunuzu da kullanmaya çalışın. Kokusunu alın, tadını alın, sesini duyun, dokunun, görün. Ardından bu imgelemin zaten gerçek olduğuna kalpten inanıp bu inancı koruyoruz. Bu şekilde ne isterseniz onu hayatınıza getirebilirsiniz. Sağlık, para, eş, araba, ev; ne isterseniz sahip olabilirsiniz. İmgeleme ile ilgili daha detaylı bilgi için “Hayal etmek hayatınızı değiştirir” adlı yazıma göz atabilirsiniz. Yaratım’la ilgili bir çok farklı uygulama olsa da hemen hepsinin temeli anlattıklarıma dayanıyor.

EGO‘nuzun, yani benlik illüzyonunuzun başı boş bir şekilde yaratım yapmasını engellemek için kontrolü elinize almanız gerekiyor. Bu nedenle EGO’nuzun besin kaynağı olan negatif düşüncelerden, duygulardan ve inançlardan arınmalısınız. Bu konu ile ilgili yayımladığım “Negatif Düşüncelerden Arınmak” adlı yazımdan detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Yukarıdaki paragraflarda anlatılan kavramlar üzerinden imgeleme sürecine baktığımızda, sakin ve huzurluysak, derin bir farkındalık hali içindeysek, yani o anda bilinçaltımızla kurduğumuz bağlantının gücü ölçüsünde, süreç daha verimli hale gelir. Bazılarınızın “Ben bunu nasıl yapacağım?” dediğini duyar gibiyim. Ancak korkmayın, siz hayalinizi, yani yaratmak istediğiniz gerçekliği ne kadar inanarak imgelerseniz, onun ne kadar içinde olursanız, beyninizde o derece yoğun Teta dalgaları üretilecektir. Çünkü siz hayalinizi ne kadar gerçekçi bir şekilde gözlemlerseniz, o kadar rüya haline yakın olursunuz.

Birçok yerde, birçok benzer şekilde anlatılan Yaratım pratiğinin altında yatan dinamikleri öğrenmenizin, sizin sürece katılımınızı, motivasyonunuzu ve inancınızı arttıracağını düşündüğümden yazıyı biraz uzun tuttum. Umarım okurken sıkılmamışsınızdır. Burada yeniden altını çizmek istiyorum; anlattıklarımın büyük kısmı kendi kurduğum bağlar ve çözümlemelerdir. Şüpheci yaklaşmanızı, sezgilerinize kulak vermenizi ve en önemlisi de yazıyı bitirdikten sonra üzerine bolca düşünmenizi tavsiye ediyorum.

Yorum bırakın