“Dünyayı kurtarmak için bir saatim olsaydı; ellibeş dakikasını problemi tanımlamaya, kalan beş dakikayı da çözümü bulmaya ayırırdım.” Albert Einstein
Hepimiz hayatımızda sürekli cevaplar ararız. Bu durum bazen bir çeşmenin bozulması nedeniyle nereden tamirci bulabileceğiniz gibi küçük bir soruna aranan cevap olabilirken, bazen de kötüye giden işinizi nasıl kurtaracağınız gibi daha öncelikli bir konu olabilir. Aradığınız cevap her ne olursa olsun, unutmayın ki her cevap onunla ilişkili sorunun sorulmasını gerektirir.
Sıkça rastlanan davranış biçimi olarak insanlar sürekli hoşlarına gitmeyen durumlarla ilgili şikayet ederler. Eminim sizin de çevrenizde böyle davranan en az bir, olasılıkla da birden fazla kişi vardır. Şikayet, şikayet, şikayet… Patronla ilgili şikayet, sevgiliyle ilgili, arkadaşla ilgili, hayatıyla, çocuğuyla, annesiyle-babasıyla…
Ancak çözüm aşamasının başlaması için cevap aramaya niyet etmek, cevap bulabilmek için de soru sormak gerekir. Şöyle dönüp kendinize bir baktığınızda, hayatınızda soruları ne kadar kullanıyorsunuz? Örneğin bir iş yerinde mutlu değilseniz hiç kendinize sordunuz mu “Bu mutsuzlukta benim rolüm nedir?” diye; ya da hayattaki mutluluk arayışınızda hiç kendinize “Mutluluk benim için ne demek?” sorusunu yönelttiniz mi?
Yukarıda verdiğim örnekler sayısız çoğaltılabilecek olmakla birlikte eğer dikkat ederseniz bu sorular cevaplarla birlikte farkındalık yaratan sorulardır. Çünkü güçlü sorular farkındalıklara açılan kapılardır. Şimdi isterseniz yine yukarıdaki iki örnek üzerinden bu konuyu biraz açalım.
Diyelim ki işinde mutsuz olan kişi kendine “Bu mutsuzlukta benim rolüm nedir?” sorusunu yöneltti. Eğer kendisine karşı dürüst olursa cevap olarak “Aslında ben de biraz sert hatları olan biriyim sanırım. Belki de biraz daha esnek olmayı deneyebilirim.” diyebilir. Buradaki farkındalık “sert hatları olan biri” tanımıdır. Bu cümle sayesinde kendisine farklı bir gözle bakıp hayatına yeni bir tanım eklemiştir. Başka bir deyişle kendisi hakkında daha önce büyük olasılıkla zaten bildiği bir özelliğiyle yüzleşmiştir. Cevap ise “Biraz daha esnek olmayı denemek”tir.
Diğer örnekteki “Mutluluk benim için ne demek?” sorusuna dönersek; öncelikle bu soru çok güçlü bir sorudur ve her insan hayatında en az bir kez kendisine bu soruyu sormalıdır. Diyelim ki kişi kendine bu soruyu yöneltti ve cevap olarak “Mutluluk benim için aileme zaman ayırabildiğim huzurlu bir hayat demektir.” dedi. Ardından da olasılıkla şunu fark edebilir “Şu anda çok yoğun ve stresli bir iş hayatım var. Bu şekilde nasıl mutlu olabilirim ki? Hayatımda yeni seçimler gerekiyor.” Bu olası farkındalığa neden olan şey ise artık elinde kendi mutluluğunun bir tanımının olması, bu tanıma neden olan şey ise öncesindeki güçlü sorudur.
Bilin ki kendinize sorular sormaya başladığınızda dünyanız değişecek. Şimdi size birkaç soru örneği “Bunu yaşamamın altında ne gibi nedenler olabilir?” “Bu durum bana ne öğretiyor?” “Benim için başarı (güzellik, ilişki, dostluk…) ne demek?” “Hedeflerime ulaşmak için neler yapabilirim?” “Neden böyle davranmış olabilirim?” “Ne yaparsam kendimi iyi hissederim?”
Yukarıdaki soruları incelediğinizde fark edeceksiniz ki hepsi açık uçlu sorular. Cevabı evet-hayır, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi ucu kapalı sorular sormak yerine ucu açık soruları tercih etmenizi tavsiye ederim. Açık uçlu sorular farkındalığa giden yolda kendinize özgürce hareket edebileceğiniz alanı açar.
Verdiğim örneklerdeki bir başka özellik ise içinde yargı barındırmamasıdır. Yargı çoğu zaman insanların duvarlar örmesine neden olur. Soruyu kendinize soruyor olsanız bile farkında olmadan duvarlar örebilirsiniz. Bu nedenle içinde yargı barındırmayan sorular sormaya özen gösterin. Örneğin “Bu aptallığı yapmamın altında ne gibi nedenler olabilir?” yerine “Bu davranışımın altında ne gibi nedenler olabilir?” şeklinde sormalısınız soruyu.
Kendinize bol bol sorular sorup hayatınızı iyi yönde etkileyecek farkındalıklar yaşamanız dileğiyle…
